İSTANBUL (AA) - BİRİZ ÖZBAKIR - Biyolog Ulaşcan Kayataş, müsilajın Tavşan Adası’ndaki mercanların üzerine örtmeye başladığını ve bu müsilaj tabakasının mercanların yaşamı için risk oluşturduğunu bildirdi.
Dünya genelinde okyanus ve deniz tabanının yüzde 0,0025'ini kaplayan mercanlar, bu küçük alanlarına karşın denizdeki canlı varlığının yüzde 25'ine ev sahipliği yapıyor. İklim değişikliğiyle birlikte artan deniz suyu sıcaklıkları ve kirlilik mercan varlığını tehdit ederken, müsilaj da bu risk faktörlerinden biri olarak görülüyor.
Deniz Yaşamını Koruma Derneğinden dalgıç ve biyolog Ulaşcan Kayataş, yaban hayatı ekoloğu Baran Aksel Keskin ve gönüllü dalgıç Yener Kuşculuoğlu Marmara Denizi'ndeki tek deniz koruma alanı olan ve Türkiye'nin ilk ve tek mercan nakil projesine ev sahipliği yapan Tavşan Adası'nda dalış gerçekleştirdi.
AA muhabirinin sorularını yanıtlayan Kayataş, mercanların deniz canlılarının beslenme, barınma ve üreme alanı olması açısından önemli bir alan sağlamasının yanı sıra iklim değişikliğiyle mücadeleye de katkı sunduğunu anlattı.
Kayataş, "Mercan kolonileri çok yüksek bir şekilde karbon depolama kapasitesine sahip. Bu da havadaki serbest karbonun deniz tabanında tutunması için son derece kıymetli. Özellikle günümüzde sera gazı etkisinden ve karbon emisyonu yükünden bahsediyoruz. Bu bağlamda mercanlar da son derece kıymetli." dedi.
- Marmara Denizi'ndeki müsilajın sebebi deniz dibindeki sıcaklık artışı olabilir
Tavşan Adası'ndaki mercanların sağlığını kontrol için 35 metre daldıklarını, 25 metreye kadar yoğunluk gösteren müsilajın ağırlaştıkça dibe çöktüğünü ve deniz tabanındaki canlılığı doğrudan tehdit ettiğini belirten Kayataş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Oraya ölçüm için gidiyoruz fakat o ölçümü yapamadık bile. Yoğun bir müsilajdan bahsediyoruz, su altında paletlerle bu mercanların üzerini temizlemek zorunda kaldık. Ne kadar uzun süre bu müsilaj mercanların üzerinde kalırsa mercanlar için o kadar ölüm riski artıyor. Çünkü mercan gruplarının dal yapısı var. Bu dalın içinde küçük küçük polipler var ve bu polipler onların tentakülleri var. Tentaküllerle organik materyal topluyorlar esasında. Yani bu tentaküllerin üzeri örtülürse, sindirim boşlukları kapanırsa bu canlılar ölecek."
Ortalama derinliği 300 metre olarak bilinen Marmara Denizi'nin yaklaşık 25-30 metresindeki yüzey suyunun Karadeniz'den, geri kalanının ise Akdeniz'den geldiğini kaydeden Kayataş, hava sıcaklıklarının mevsim normallerinde seyretmesine rağmen eylül ve ekimden itibaren müsilajın Marmara Denizi'nde gözlemlendiğini, aralık ve ocak ayında zirve yaptığını ve artmaya devam edeceğini söyledi.
Kayataş, şöyle devam etti:
"Bu enteresan bir veri çünkü hep atmosferik hava koşullarının değişmesinden bahsediyorduk ama atmosferik hava koşulları şu an mevsim normallerine yakın. Belki 1-2 derece fark ediyor. Geçen seneki gibi aşırı ekstrem koşullar yok. Dalışımızdan elde ettiğimiz çok kritik bir veri var. Normalde Akdeniz suyu yani Karadeniz'den aşağıya geçtikten sonra deniz suyu sıcaklığı 14-15 derece bandında sabittir. Fakat biz 13 Şubat'ta yaptığımız dalışta 34 metredeki su sıcaklığını 16 derece ölçtük. Bu da müsilaj ile alakalı bu sorunun Marmara Denizi'nin dibindeki sıcaklık artışından kaynaklanabileceğini düşündürttü. Çünkü hava koşulları soğuk, mevsim normallerinde hatta yer yer daha düşük geçiyor."
Kayataş, Marmara Denizi'nin giderek oksijensizleştiğini, deniz dibindeki sıcaklık artışının da oksijensizleşme sorununu hızlı bir şekilde artırabileceğini dile getirdi.
- "Marmara Denizi'nin organik atık girdisini azaltmak gerekiyor"
Marmara Denizi'nde bulunan yumuşak mercan türlerinin turizm açısından değerlendirilebilecek bir potansiyeli olduğunu ifade eden Kayataş, "Balıkçılığı destekliyor fakat aynı zamanda mercanlar görsel açıdan estetik yapılar oluşturdukları için turizm bazlı dalışları da yani ekoturizmi de destekliyor. Çünkü oluşturdukları yapılar doğal olarak biyolojik çeşitliliği destekliyor ve etrafındaki canlılığı artırıyor ve bu şekilde siz orada ekolojik turizm adına bir potansiyel dalış noktası oluşturmuş oluyorsunuz." değerlendirmesini paylaştı.
Marmara Denizi'nin organik atık girdisini azaltmak hatta mümkünse tamamen kesmek gerektiğinin altını çizen Kayataş, bunun için bütün illerde ileri biyolojik arıtma tesislerinin kurulması önerisinde bulundu.
Ulaşcan Kayataş, sözlerini şöyle tamamladı:
"Marmara Denizi olmaz ise Karadeniz de olmaz, Akdeniz de olmaz. Çünkü Marmara Denizi iki deniz için de geçiş bölgesi. Balıklar Akdeniz'den Karadeniz'e göç ediyor. Karadeniz'den hamsiler geliyor. Şimdi Marmara Denizi ölürse oradan göçecek olan hayvanlar da ölecek. Çünkü müsilaj sadece oksijensizleştirmiyor, balıkların solungaçlarına takılarak onların soluk alıp vermesini, oksijen alımını engelliyor ve canlı yine ölüyor. Deniz tabanındaki canlılar ölürse onlarla beslenen canlılar da ölecek. Barbun çıkmayacak mesela, kırlangıç ve kalkan çıkmayacak. Zaten çok az olan bu balıklar iyice yok olacaklar."