ANASAYFA KÜNYE REKLAM İNSAN KAYNAKLARI İLETİŞİM
Üye Girişi Üye Ol Giriş Sayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle  
Haber Ara    
   GÜNDEM  |  SANAT  |  KULİS  |  GÜNCEL  |  GÜNDEM  |  SİYASET  |  ASAYİŞ  |  EKONOMİ  |  SPOR  |  SAĞLIK  |  KÜLTÜR SANAT  |  DÜNYA  |  MAGAZİN  |  TÜRKİYE  |     RESİM GALERİSİ  |    VİDEOLAR  |    KÖŞE YAZILARI
Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Hasan Çelik

TAŞ OCAĞI DEĞİL, "DERT" OCAĞI!

18 Aralık 2017 Pazartesi   |   146 kişi okudu




Bu haberi paylaş

TAŞ OCAĞI DEĞİL, "DERT" OCAĞI!

         İnsanın kainat içerisinde ki değerini teolojik olarak ifade etmek istersek şüphesiz ki hepimizin sığınacağı en temel cümle şudur:  "İnsanoğlu eşref-i mâhlukattır" yani "yaratılmışların en şereflisi"...

         Peki neden onca yaratılan varlık varken, insanoğlu bu yaratılmışların içerisinde "en şerefli varlık" payesiyle muhatap edilmiştir?

         Çünkü tüm yaratılmışlar içerisinde bir tek  insanoğluna "düşünme" yetisi verilmiştir. Demek ki insanoğlu "düşünebildiği" için cümle yaratılmışlardan daha değerli veya üstün görülmüştür.

***

         İnsanoğlu, yaşadığı gezegende doğa ile sürekli bir ilişki içerisindedir. Bugün bir çok teknoloji ile de doğaya hakim olma veya doğayı kontrol altına alma  mücadelesini  sürdürmektedir. Öyle ki doğal olaylara ve özellikle de iklimlere müdahaleyi bir savaş stratejisi olarak kullanabilmektedir. Bu adı konulmamış savaş stratejisine de Amerika Birleşik Devletlerinin kullandığı ve bu alana milyarlarca dolarlık yatırımlar yaptığı HAARP teknolojisini örnek olarak  gösterebiliriz. Şüphesiz ki Amerika'nın karşısında var olmayı ve yeni dünya düzeni içerisinde de "oyun kurucu" olmaktan vazgeçmek istemeyen Rusya'nın da bu alandaki teknolojiler üzerinde yoğunlaşmış olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

***

         Bu ve benzeri teknolojilerin kullanımı insanoğlunun doğa ile olan ilişkisinin de en korkunç tablolarından birisidir. Düşünsenize, örneğin Amerika kendi hesaplarına uymayan bir ülkede kasırgalar veya yapay depremler yaratabiliyor... Daha açık ifade edersek; yağan yağmurun veya esen rüzgarın "sahibi benim" diyebiliyor!..

***

         Türkiye'nin doğa ile mücadelesi veya geçinmesi ne durumdadır, bizler de yaşadığımız coğrafyaya karşı acaba merhametli miyiz?

         Ne yazık ki ülkemiz, yaşadığı coğrafyaya karşı merhametsiz ve doğal kaynakların heba edilmesi konusunda da çok azimli!

         Ülkemiz de sürdürülebilir veya yenilenebilir enerji yatırımları çok yetersiz. Bırakın uluslararası alan da söz sahibi olmayı, henüz ulusal sınırlar içerisinde bile buna dönük planlamalar veya ayakları yere basan ciddi politikalar belirlenmiş durumda değil.

***

         "Yaratılmışların en şereflisi" olan insanoğlu yaşadığı doğaya ve ekolojik sisteme karşı duyarlı olmalıdır, en azından bize böyle bir tavır yakışır! Kurdun veya kuşun ya da bir karıncanın bile "yaşama hakkı" vardır! Ve bu hak insanoğlunca çiğnenmemelidir!

***

         Şimdi gelelim doğaya karşı sergilediğimiz asi tavrımızın en büyük örneklerinden birisi olan "taş ocakları" meselesine...

         Taş ocakları ile ilgili tespitlerimi sadece yaşadığım coğrafya olan Malatya ile sınırlandıracağım. Malatya örneğini Türkiye geneline vurduğunuzda zaten akıbetin pek de hayra gitmediğini görebilirsiniz.

         Yol yapımından konut inşasına kadar bir çok sektörü besleyen iş alanlarından birisi de taş ocağı sektörüdür. Bu sektör, taşın çeşitli aşamalardan geçirilerek veya kırılarak bir "ürüne" dönüşmesi süreçlerini kapsamaktadır.

         Bu işlem süreçlerinde çeşitli kanalların açılması ve bu kanallar aracılığıyla patlatmalar yapılması söz konusudur. İşletmeye açılan alan ve bu alanın kullanılmasına dair belli bir mevzuat matbu olarak evraklarımız arasında duruyor. Taş ocaklarının açılabilmesi ve işletilebilmesi ise başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ve diğer kamu idarelerinin kontrolündedir. Maden sektörünün olmazsa olmazları arasında yer alan ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) Raporu alma şartı, taş ocakları içinde bir zorunluluktur.

         Peki bu alanda yatırım yapan ve taş ocağı işleten şirketler söylediğimiz tüm bu "hassasiyetlere" uyuyorlar mı?

         Dilerseniz örneklerimizle taş ocaklarının nasıl "dert ocaklarına" dönüştüklerini anlatalım:

         Malatya'nın inşaat sektörü alanında ki en büyük şirketlerinden birisi ve farklı illerde de beton santralleri bulunan bir şirket, çok değil Malatya şehir merkezine 30 km.lik bir mesafede taş ocağı işletiyor. Peki bu şirket doğaya karşı duyarlı mı?

         Elbette ki hayır... Bugün Cumhuriyet Örnek köy merkezli ve halkın diliyle Çerkez Yazısı denilen geniş tarım arazilerinin en büyük sorunu şüphesiz ki sulama sorudur. Çat Barajının çok geç faaliyete geçirilmesi bölgede ki tarımı bu yıllara kadar hep olumsuz etkiledi. Son 3-4 yıldır ise bölgeye Çat Barajından kapalı sistem üzerinden su verilmektedir. Tabi bu yıl kuraklıktan dolayı o su da verilemedi. Mevcut durumda ise çiftçiler, çözüm olarak yer altı sularından yararlanmayı seçmişlerdir. Ve bölgede bir çok sondajın vurulduğunu, mevcut bahçelerin büyük bir bölümünün bu sondajlarla yeşertildiğini biliyoruz. Ancak geçmiş yıllarda ki 50 bin tonluk kapasite kullanımını 700 bin tona çıkartmak için bürokratik ilişkilerini (!) kullanan bu şirket ve aynı bölge de faaliyet gösteren  diğer 7 şirketin, ÇED Raporlarını hiçe sayan tavırları ve kontrolü aşan şekilde patlatma yapmaları bölge halkını ve bölgede ki su kaynaklarını olumsuz yönde etkilemektedir. Şöyle söylersek mevcut durumu abartısız anlatmış oluruz. Akşamdan çalıştırdığınız sondajınızda ki su normal litresinde akarken, patlatmalardan dolayı o suyun azaldığını ve çoğu zamanda kuruduğunu gözlemleyebilirsiniz. Ya da patlatmalardan dolayı o bölgede 3 veya 4 şiddetinde bir depremin meydana geldiğini rahatlıkla hissedebilirsiniz. Ki bunlar kayıtlı olan verilerdir. Bir örnek daha vereyim, Kırlangıç köyünde ki Hüseyin Doğan Dede'miz türbesinin duvarlarının bu şiddetli patlamalardan dolayı çatladığını söylemek dahi mümkündür.

         Yine Doğanşehir'e bağlı komşu köylerimiz olan Eskiköy ve Kelhalil'den örnek verelim. Eskiköy yolu üzerinde açılan taş ocağı daha bir kaç yıl öncesine kadar Elazığ'dan getirilen madenin yıkanması ve ayrıştırılması için kiralanmıştı. O bölgede ki sondajlardan sular çekilerek maden yıkanıyor ve tırlarla Gölbaşı ve İskenderun'a sevk ediliyordu. Neticede  sular yetmedi ve bir çok sondaj da kuruma noktasına geldi. O da yetmezmiş gibi madenin yıkanmasından sonra kirlenen sular ise ormana akıtıldı. Sonra bölgeye, Kelhalil'e yakın ve eski orman gözetleme istasyonunun hemen üstüne yeni bir taş ocağı açıldı ve bugünde orada, hem de ormanın tam ortasında söz konusu taş ocağı halkımıza hizmet (!) vermektedir. Sonuçta Hanpınar Ormanının içerisinde şu anda iki tane aktif olarak çalışan taş ocağı var. Ve o taş ocaklarının tozları ormana ciddi anlamda zarar veriyor. Düşünün ki  yetişkin bir ağaç ortalama olarak günde 72 insanın ihtiyacını karşılayacak miktardaki oksijeni üretebiliyor. Ama bize oksijen üreten ağaçlarımızın oksijen almasını da biz engelliyoruz ve o ağaçların kurumalarına da tanıklık ediyoruz!.. Üstelik her patlatmada da Kelhalilli dostlarımıza "deprem tatbikatı" yaptırdığımızı da ayrıca belirtmek isterim!

***

         Şehrimizin idarecilerine hatırlatmak isterim ki "geleceği korumak" hepimizin sorumluluğudur. Ancak idari sorumluluğu olan sizlerinse en büyük sorumluluğu bu olmalıdır. Şimdi mevcut ruhsatların nasıl verildiğini ve kimin hangi kapasitede nasıl üretim yaptığını bir gözden geçirin! Dağına, taşına, ağacına ve suyuna sahiplik etmeyen yöneticilerin "vatan sevgisine" inanmadım-inanmayacağımda!.. Üretime-çalışmaya elbette sözümüz yok ama doğayı katletmeden ve suları kurutmadan üretemeyiz mi? Ya da bu kadar vahşice ve kar amaçlı olmadan "insani" ölçülerde ülkemizi güzelleştiremez miyiz?

***

         "Başımıza taşlar yağacak" deyimini geride bıraktık, artık "başımıza taşlar değil kayalar yağıyor!" desek yeridir. Ne olur, taş ocaklarını "dert ocakları" olmaktan çıkarın ve şu memleketin güzelliklerini rantlara kurban etmeyin!..

         NE OLUR!!!

 

 

 

 

Bu haberi paylaş


12 Şubat 2018 Pazartesi
18 Aralık 2017 Pazartesi
25 Eylül 2017 Pazartesi
03 Aralık 2016 Cumartesi
10 Kasım 2016 Perşembe
11 Ekim 2016 Salı
26 Ekim 2015 Pazartesi
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Güneş Tv Medya
 
 
 
Güneş Tv Yayın Akışı
   
 
Copyright © 2004 - 2018  gunestv.com
Malatya Güneş Medya Grup - Güneş Tv - Gerçek Gazetesi