ANASAYFA KÜNYE REKLAM İNSAN KAYNAKLARI İLETİŞİM
Üye Girişi Üye Ol Giriş Sayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle  
Haber Ara    
   GÜNDEM  |  SANAT  |  KULİS  |  GÜNCEL  |  GÜNDEM  |  SİYASET  |  ASAYİŞ  |  EKONOMİ  |  SPOR  |  SAĞLIK  |  KÜLTÜR SANAT  |  DÜNYA  |  MAGAZİN  |  TÜRKİYE  |     RESİM GALERİSİ  |    VİDEOLAR  |    KÖŞE YAZILARI
Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Tacettin ELMAS

SAVAŞ VE BARIŞ

09 Mart 2016 Çarşamba   |   1009 kişi okudu




Bu haberi paylaş

SAVAŞ VE BARIŞ

Dünya ekonomik sistemi hızla bir küreselleşmeye doğru giderken, kimi siyasi çevreler için Kürdistan, kimi siyasi çevreler için ülkenin Güneydoğu’sunda adı konulmamış her iki muhatap için anlamı ve galibi belli olmayan bir inatlaşmayla başlayan kirli bir savaş tüm vahşiliği ile devam ediyor.

Aslında bu bir savaş olmaktan çıkarılıp, siyasi üstünlük sağlamaya dönük bir inatçı bilek güreşine dönüşmüş olan kirli bir kör dövüşüdür. Çünkü sonuçta her şekliyle kazananı olmayan, ama kaybedeni her iki halkın yoksul, dar gelirli insanlarının olacağı, olduğu bir savaş. Tek kelime ile bir cinayet hali.

Tarihte, geçmişten günümüze kadar olan küçüklü, büyüklü bütün savaşlarda savaşan taraflar hiçbir zaman savaşı başlatanın kendisi olmadığını iddia ederler. Hatta savaşan taraf, savaştığı tarafı çeşitli gerekçelerle suçlayarak yaptığı savaşı tüm toplum adınadır diyerek bunu meşrulaştırmaya çalışır. Bunun için tüm toplumdan destek bekler.

Toplumların, var olmak için kendi aralarında sürdürdükleri savaşlar insanlığın doğuşu kadar eskidir. İnsanlık var olmak için kimi zaman doğa ve çevre ile bir savaş içine girmiş, kimi zaman da kendi arasında hep savaşmak zorunda kalmıştır. Kuşkusuz tarihte en acımasız savaşlar insanlığın kendi arasında birbirlerine karşı vermiş olduğu savaşlardır. İnsanlık Kendi gelişme sürecinde, bulmuş olduğu en ufak bir icadı, ilk olarak hep kendi hemcinsi olan insan üzerinde uygulayarak günümüze kadar gelmiştir.

Ne kadar iyi niyetle yaklaşılır ise yaklaşılsın, ya da ne kadar haklı gerekçeler ileri sürülür ise sürülsün bütün savaşlar insanlar için hep bir yıkıma ve her yönü ile büyük kayıplara neden olmuştur. İlk başta galip görünenler bile her savaşta büyük kayıplara neden olmuşlar. Galip olarak çıktığını zannettiği savaşta bu sefer kendisinden daha güçlü olan başka biri tarafından yenilir, yutulur olmuştur.

Maddi, manevi, sosyal, siyasal ve fiziki olarak güçlü olan toplumlar yaşadıkları dönem itibarı ile hep kendilerinden daha zayıf olan toplumlara bir şekilde hâkim olmuş, onları hep kendilerine benzetmeye çalışmışlar. Başka bir deyiş ile zorunlu bir asimilasyona tabii tutarak, bir bakıma kendi iç yapılarına entegre ederek nüfus olarak çoğalmaya çalışmışlar.

Savaşlar ile yok etikleri kendi insanını,  barış ortamlarında egemenlik altına aldıkları insan ve toplumları asimile ederek  gidermeye çalışmışlar.

On sekiz ve on dokuzuncu yüzyıl savaş taktikleri olan bu zorla ele geçirip asimile ederek çoğalmaya çalışma, sindirme savaş anlayışı günümüz küresel ekonomik şarlarında artık miladını doldurmuş kaba, şoven bir faşizmden başka bir şey değildir. Çünkü geçmiş feodal kültür ve değer yargıları ile yönetilip sürdürülmeye çalışılan bu savaş taktiklerinin ilk sahipleri olan toplum ve ülkeler (kapitalist ve emperyalist) bu yöntemin yerine geçen daha geçerli, daha etkili yöntemlerle eskiden elde edemediklerinden daha fazlasını elde ederek yollarına devam ediyorlar. Hem de barış, kardeşlik ve insanlık temelli politikalar ile.

Nedir bu yöntem? Küreselleşip, her ülke ve toplum için içselleştirilmiş olan sermayenin serbestçe dolaşım ve dağılımı. Bu yol ve yöntem sayesinde önüne çıkan en küçüğünden en büyüğüne tüm toplumları tereddütsüz her bakımdan eşit koşullar altında asimile ederek kendine benzetme yöntemi.

Bu bakımdan, günümüzde bir Kürt’e, bir Türk’te küresel ekonomik şartlara hâkim olmuş olan bu güçler tarafından aynı eşit şartlarda, aynı eşit koşullarla asimile edilerek sözde uğruna savaşlar vererek birbirlerini yok etmeye çalışarak korumaya çalıştıkları bütün değer yargılarını kaybetmekteler. Yani her iki halk aynı kader ve sonuçla bir geleceğe doğru gidiyor.

Unutmayalım ki, savaş koşulları ile zayıf düşen toplumlar bu sürece daha hızlı bir şekilde teslim olurlar.  Yani bu kirli savaş bir şekilde sona erdiğinde bir bütün olarak bütün Türkiye toplumu, insanı kendisini on kat daha bu asimilasyonun içinde yaşamak zorunda bulacak.

Savaşın kazananı ne dün ne de bu gün olmamıştır. Ama kesin olan kaybedeni, hep savaş politikaları ile hiç ilgisi olmayan yönetilen halklar olmuştur.

Her savaş yönetenler içinde bir kazanım değildir. Özellikle yönetenler tarafından yaratılan savaşlar, savaş sonucunda oluşan şartlar neticesinde hiç tahmin etmedikleri sonlarla karşılaşmak zorunda kalmışlar  ve kazandık dedikleri ne varsa hepsini kaybetmişlerdir.

Hitler Almanya’da Alman halkının teslimiyeti ile sonuçlanan Versailles barış antlaşmasının dayattığı koşulların sonucunda iktidara gelip Alman ırkını yeniden yaratıp dünyaya hâkim olacağım deyip yola çıkarken karşılaşacağı sonun öyle olacağını bilseydi belki yola çıkmazdı. Yine Osmanlı devleti yetkilileri Sevr antlaşmasının sonuçlarının Osmanlının sonu olacağını, yerine yepyeni bir yönetim modelinin (Cumhuriyet) kurulacağını bilselerdi ne savaşa girer nede savaşın sonucunda Sevr antlaşmasını imzalamak zorunda kalırlardı.

Unutmayalım, Mustafa Kemal kurtuluş savaşına başladığı zaman, Osmanlı devlet yetkilileri ona idam kararı çıkarmış eşkıya ve terörist diyordu. Böylesi koşullar altında önemli olan senin karşındakini ne şekilde gördüğün değil onun kendisini sana karşı ne olarak kabul ettiği düşünce ve şartlardır. Sen devlet olarak, katil, terörist ve çete dersin, o kendisini halkının kurtarıcısı özgürlük savaşçısı olarak görür.  

   Hiçbir savaş sürekli değildir. Her savaş illaki bir barış ile sonuçlanmıştır. Önemli olan savaşın nitelik ve sürekliliğinden ziyade sonuçta yarın bir şekilde kurulacak olan barış masasında kimin ne kazandığı ne kaybettiğidir.

   Günümüz koşulları savaşların değil, barış koşulları altında örgütlenerek toplumsal bir güç olarak iktidar olup toplumları eşit ve adil bir şekilde yönetmenin uygun olduğu koşullardır.

   Küresel kapitalizm koşulları altında aynı kaderi yaşamaya mahkum edilmiş Türk ve Kürt halkının tek kurtuluşu daha eşit koşullar altında yaşanılacak bir barış ortamıdır. Yoksa bu savaşın kazananı olmaz. Bu güne kadar olmadığı gibi

Bu haberi paylaş


15 Ağustos 2016 Pazartesi
23 Mayıs 2016 Pazartesi
26 Nisan 2016 Salı
18 Nisan 2016 Pazartesi
17 Mart 2016 Perşembe
09 Mart 2016 Çarşamba
15 Şubat 2016 Pazartesi
09 Şubat 2016 Salı
02 Şubat 2016 Salı
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Güneş Tv Medya
 
 
 
Güneş Tv Yayın Akışı
   
 
Copyright © 2004 - 2018  gunestv.com
Malatya Güneş Medya Grup - Güneş Tv - Gerçek Gazetesi