ANASAYFA KÜNYE REKLAM İNSAN KAYNAKLARI İLETİŞİM
Üye Girişi Üye Ol Giriş Sayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle  
Haber Ara    
   GÜNDEM  |  SANAT  |  KULİS  |  GÜNCEL  |  GÜNDEM  |  SİYASET  |  ASAYİŞ  |  EKONOMİ  |  SPOR  |  SAĞLIK  |  KÜLTÜR SANAT  |  DÜNYA  |  MAGAZİN  |  TÜRKİYE  |     RESİM GALERİSİ  |    VİDEOLAR  |    KÖŞE YAZILARI
Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Tacettin ELMAS

SİYASAL İSLAM VE DİYANETİN KIRMIZI ÇİZGİSİ

11 Ocak 2016 Pazartesi   |   1146 kişi okudu




Bu haberi paylaş

SİYASAL İSLAM VE DİYANETİN KIRMIZI ÇİZGİSİ 

Dünyanın ekonomik, sosyal ve siyasal olarak hızlı bir küreselleşme sürecinde olduğu günümüzde,  İslam coğrafyasında yaşanan ekonomik temelli en ufak bir çelişki, geçmişte içinde taşıyarak gelmiş olduğu feodal aşiret yapılanmasından dolayı anında çok katı kanlı çatışmalara dönüşüyor.

Günümüzde, siyasal islamın,  sorunun  çözümünde yetersiz kalıp, yaşanan  çelişkilerin çözümünü mezhepsel aşiret temelli örgütlenme üzerinde şiddet temelli çatışmalar aracılığı ile aşmaya çalışması, içine sürüklenmiş olduğu küresel ekonomik gelişmelere ayak uyduramaması ve kapitalist ekonomik modelin yerine koyabilecekleri kendi yaşam tarzlarına uygun düşecek herhangi bir ekonomik modellerinin olmamasıdır.

 Yaşanan, kapitalizm ve onun kültürel yaşam koşullarının dayattığı acı gerçekler ile  artık sadece bir düşünce olmaktan öteye gitmeyen feodal toplum yapısına özgü olan ve giderek çözülmeye başlayarak insan yaşamında daha geri plana düşen, feodal aşiret toplum yapısının tutkalı olan din ve mezhepsel bakış açısının inadına direnmesidir.

Yani, yeni ile eskinin mücadelesi. Bir başka deyiş ile, kapitalist yaşam biçimi ve feodal kültür ve düşünce yapısı.

 Feodal toplum ürünü olan her dinsel yaşam biçiminin kapitalizm karşısında yenik düşüp kendi dar alanlarına çekilip varlıklarını devam ettirmeye çalıştıkları gibi, İslamiyet’te şu anda aynı kaderiyle bir yol ayrımına doğru hızla sürüklenmektedir. Bu yolculukta diğer dinlerin izlemiş olduğu toplumsal ve sosyal dönüşümü İslam toplumları ne yazık ki daha acı bir bedel ile ödüyorlar.

Şu bir gerçek ki, bedeli ne olursa olsun bu toplumsal ve sosyal dönüşümü  günümüz koşulları altında  engelliyebilecek  her hangi bir güçte yok. Bu bir tarihsel süreçtir. Her toplumun yaşadığı bu süreci İslam toplumlarıda  yaşıyacaktır. Ama şu şansları var. Bu süreci daha az sancılı, daha fazla Kan ve göz  yaşına neden olmadan atlatma şansları var. Tabi buda o toplumlarda şu anda iktidarları ellerinde bulunduran her ülke ve toplumların siyasi iktidar temsilcilerine bağlı. Toplumsal tabanda  insanlar örgütlü olmadıklarından,  sürekli iktidar olmaları nedeniyle kapitalizm ile ilk temas kurup iktidar olan güç ve çevrelerin  öncülüğünden olabilirler. Bunlarda daha çok içinde yaşadıkları koşullar gereği artık İslam düşünce ve yaşam biçiminde  uzaklaşmış olan çevrelerdir. Hangi din ve mezhepte olurlarsa olsunlar. Çünkü hepsininde temel amacı aynı. İslamiyet adı altında , her fırsatta sonuna kadar faydalandıkları kapitalizmden kaynaklı kar ve paraya daha rahat bir şekilde ulaşabilmek.  Yaparlarmı.? Biraz zor, ama  imkansız değil. Zira günümüzde bir çok alanda elde ettikleri sermaye sayesinde ekonomik ve ticari ortaklıklar içerisine girmiş olan Avrupalı ortaklarının kendi ülkelerinde uyguladıkları laik devlet, laik toplum ve onun bir örneği olan çağdaş ve modern demokrasi yönetimlerini benimseyip uygulayarak. Yani kısaca,  dini devlet ve siyaset aracı olarak sömürmekten vazgeçerek.

Dediğimiz gibi, zor ama olmayacak bir şey de değil. En azından bu toplumların, geçmiş dönemlerde en ağır bedeller ödiyerek, denemeler sonucunda uzun bir sürede inşa ettikleri modern bir devlet ve demokrasi örnekleri var. Bu kendileri için yüzyıllar boyu uğraşıp elde edemiyecekleri  mükkemel bir zaman tasarufu demektir. Kendileri için, iyi bir örnek ve mükemmel bir şanstır bu.

Günümüzde İslam toplumlar içerisinde bu konuda biraz önde olan Türkiye toplumu ve devletidir. Ancak o da, çok partili seçim sistemine geçtikten sonra demokrasi örneği ve uygulayıcıları olarak kurulan siyasi partiler tarafından, özellikle daha kolay iktidar olabilmek için toplumun en hassas dini duygu ve değer yargılarını her dönemde  bir malzeme olarak kullanıp sömürdüler. Burada tek amaç normal yollarla elde edemedikleri ekonomik çıkar ve  rant yollarına iktidar imkanları ile ulaşmak oldu. Yine, özellikle o günden bu güne kadar değişik isimler adı altında, birbirlerinin içerisinden çıkarak hep iktidar olan sağ siyasal partiler oldu. Bu bakım dan Türkiye cumhuriyeti devleti kurulduğu günden bu yana hiç laik sosyal bir hukuk devleti olmadı. Bu anlayış ile hiç olacağı da yok.

Modern bir devlet olarak kendisini dünya toplumlarına göstermeye çalışan Türkiye cumhuriyeti devleti bu kolaycılıktan dolayı bir yandan derin bir Sünni İslam anlayışına giderken bu konuda yine en çok Sünni İslam anlayışını sömürüp rencide ederek bunu yaptı. İslam anlayışını topluma benimsetmekten  çok   bu yolla iktidar olanlar  iktidarlarının her aşamasında İslam adına kapitalist yaşam standartlarının tamamında sonuna kadar faydalandılar.

 

Bu anlamda.

Bu gün, devlet kontrolünde örgütlenen diyanet işleri başkanlığının toplumun önemli bir nüfusunu oluşturan Alevi toplumuna yönelik çekinceleri, kırmızı çizgisi  aslında  o topluma karşı İslami duygusundan kaynaklanan bir tepki değildir. Din adına, devlet içerisinde devlet kurumuna dönüşmüş olan ekonomik gücün azda olsa  bölünme  endişeleri,  ve o toplumun ortaya çıkmış olan emsal niteliğindeki haklı kaygılarıdır. Eğer, böyle bir ekonomik amaçlı, siyasi bir endişesi yok , ise diyanet işleri başkanının o da tıpkı alevi toplumu gibi devletten gelen ve bütün toplumun vergileri ile toplanan bütçesini devlete bırakır, hali hazırda önemli bir siyasi güç haline gelmiş olan yapı ve personeli ile kendi kendisini finanse ederek dini vecibelerini yerine getirir. Bövlece de islamiyette eşitlik, kardeşlik ve hoşgörü anlayışını ispatlamış olur.

  Hep merak etmişimdir,böylesi bir durumda acaba iyi niyetli dindar birkaç kişinin dışında, acaba  kaç kişi günün belli saatlerin de de olsa  işini gücünü bırakıp gidip ezan okur, yada içinden gelerek namaz kılıp oruç tutar.

 Ya da, bütün personeli asgari ücretli yapıp, kendisi hiç maaş almadan acaba kaç ay bu makamda oturup o görevini yapar. Bunları elinin altında ki devasa bütçe olmadan yaparmı.?

Eğer bir ilk olarak yaparsa…

Bunları yaparak hem bütün İslam alemine, toplumuna örnek olmuş olur, hemde Alevi toplumunun kırmızı çizgilerin dede haklı olmuş olur. Bu vesile ile tüm toplumda kendisine saygı göstermiş olur.

Nasıl ki.

Siyasal İslam da ki kan göz yaşı ve savaşlar daki amaç din, inanç ve mezhep farlılığı değilse, bizim diyanet işlerinin de kırmızı çizgisi ya da amacı ne din, ne inanç ne de ibadethanedir, hep paradır, sermayedir, ona en kolay yoldan ulaşmaktır. İnsan canı pahasına da olsa.

Bu haberi paylaş


15 Ağustos 2016 Pazartesi
23 Mayıs 2016 Pazartesi
26 Nisan 2016 Salı
18 Nisan 2016 Pazartesi
17 Mart 2016 Perşembe
09 Mart 2016 Çarşamba
15 Şubat 2016 Pazartesi
09 Şubat 2016 Salı
02 Şubat 2016 Salı
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Güneş Tv Medya
 
 
 
Güneş Tv Yayın Akışı
   
 
Copyright © 2004 - 2018  gunestv.com
Malatya Güneş Medya Grup - Güneş Tv - Gerçek Gazetesi