ANASAYFA KÜNYE REKLAM İNSAN KAYNAKLARI İLETİŞİM
Üye Girişi Üye Ol Giriş Sayfam Yap Sık Kullanılanlara Ekle  
Haber Ara    
   GÜNDEM  |  SANAT  |  KULİS  |  GÜNCEL  |  GÜNDEM  |  SİYASET  |  ASAYİŞ  |  EKONOMİ  |  SPOR  |  SAĞLIK  |  KÜLTÜR SANAT  |  DÜNYA  |  MAGAZİN  |  TÜRKİYE  |     RESİM GALERİSİ  |    VİDEOLAR  |    KÖŞE YAZILARI
Karakter boyutu :
Metni küçült
Metni büyüt
Tacettin ELMAS

SİYASAL İSLAM - SİYASAL KAPİTALİZM

20 Ocak 2015 Salı   |   1488 kişi okudu




Bu haberi paylaş

SİYASAL İSLAM - SİYASAL KAPİTALİZM
   İslam toplumu tarih sahnesine çıktığı günden bu yana hiçbir zaman baış içinde bir arada yaşamayı beceren bir toplum olamadı. Bunun birçok nedeni var ama biz bu gün yaşananlara bakalım.

   Feodal toplumun ürünü olan tek tanrılı dinler, içinde doğup büyüdükleri toplumlarda oldukça etkin oldular. Ama yinede kendi içlerinde doğup büyüyen ve giderek kendi varoluş nedenlerini ortadan kaldıran kapitalizme dur diyemediler. Zira bunun için ne ekonomik ne de sosyal olarak bir seçenekleri yoktu. Çünkü zaman kapitalizmin lehine dönüyordu. gelişip güçlenen kapitalizm karşısında eriyip giderek ortadan kalkanda feodalizmdi. Tabi feodalizmle birlikte onun içinde doğup büyüyen sosyal, siyasal, kültürel ilişkiler üretim ve mülkiyet şekliydi. Bütün semavi dinlerde feodal toplumun birer ürünü oldukları için onlarda tıpkı içinde doğup büyüdükleri toplum gibi bir şekilde tarih sahnesinden ya tamamen eriyip gidecek ya da kendi içinde bir takım değişim ve dönüşümler üreterek yeni sisteme ayak urdurmaya çalışarak hayatta kalmaya devam edeceklerdi. Böylede olsa hiçbir zaman tarih sahnesine ilk çıktıkları dönem gibi toplumsal yapı üzerinde etkin olayamacakları muhakkaktı. 
   Her toplumun kendine özgü bir ekonomik sistemi ve bu sistemi belirleyen bir de mülkiyet biçimi vardır. Dün feodal mülkiyet ilişkileri içinde gelişen semavi dinler kapitalizmin gelişip güçlenmesi ile birlikte bu toplumsal ve siyasal etkinliklerini kaybettiler. Bu gün gelişmiş kapitalist ülke ve toplumlarda dinin ekonomik ve sosyal hayattaki etkinliğini toplumu yönlendirmesini görmek mümkün değildir. Kapitalizmin gelişmiş olduğu laikliği benimsemiş batı toplumlarında dinler kamu alanının dışında kalarak varlığını devam ettirmeye çalışıyorlar. Kapitalist üretim ve mülkiyet biçiminin eğemen olduğu ülke ve toplumlarda en büyük sıkıntıyı geçmiş toplumlarda kalan o topluma ait olan sosyal ilişkileri bir şekile muhafaza etmeye çalışarak yaşamaya çalışan toplumun güç ve dinamikleri çeker. Çünkü özellikle liberal kapitalist ekonomik modelden kaynaklanan sosyal yaşam şekli ile geçmiş toplumdan kalan dini yaşam değerleri ve ilişkilerinin birbiri ile örtüşmesi mümkün değildir. birinin varlığı diğerinin yokluğunu zorunlu kılar. Birey günlük maddi yaşamda kapitalizm ile manevi yaşam arasında bocalayarak yaşamaya çalışır. Her şekilde en çok etkilendiği şey maddi yaşamdan kaynaklanan koşullardır.
   İslam çoğrafyasında etkin olan ve dinsel değerler etrafıda örgütlenmiş olan toplum dinamiklerinin yaşadıkları ve barbarlık boyutuna ulaşmış kendi içlerine dönük savaşların çatışmaların temelinde bu çoğrafyada ekonomik olarak etkinleşen kapitalist ekonomik ilişkilerin sosyal ve kültürel olarak günlük yaşamda etkinleşmesinin bir sonucudur. Hiç kuşkusuz bu çatışma ve çekişmeler değişim süreci tamamlanana kadar farklı şekillerde zaman zaman yine devam edecektir. Ha bu mücadelede zaferle çıkacak olan yinede kapitalizmdir. Çünkü bu çoğrafyada bu gün Irak ve Süriye'de sözde islamiyet adına birbirlerini boğazlayan her iki tarafta ileride galip gelecekleri bu savaşta kapitalizm ve sosyalizme alternatif olabilecek kendilerine ait bir ekonomik model ortaya koymuş değiller. Böyle bir arayışlarıda yok. Her birinin tek amacı var topraklarına yerleşmiş olan kapitalizmi siyasal islam adı altında iktidar olup yönetmektir. Bu amaç için toplumsal bir zemin elde etmenin en iyi yolu da  hala bu coğrafyada toplumsal sosyal yapıda etkin olan din ve bunun etrafında örgütlenmiş güç ve dinamikleri kullanmaktan geçiyor. Bir taraf din ve islam üzerinden ülkeye yerleşmiş olan batılı müttefiklerinde desteklemiş olduğu ekonomik sistemlerini korumaya çalışırken diğer taraf yine din ve islam anlayışı temelinde bu yapıyı en iyi ben yönetirim diye varolanı yıkmaya çalışıyor. Arada ezilip yok olan her iki taraftanda yoksul ve dar gelirli toplum kesimleridir.
    Gçenlerde eski diyanet işleri başkanı Ali Bardakoğlu'nun çok yerinde bir açıklaması oldu. Gerçi Bardakoğlu'nun değerlendirmesi Türkiye'deki siyasal islamcılar ve cemaatler içindi halbuki aynı değerlendirme dünyadaki diğer siyasal islami hareketler içinde aynıdır. Şöyle diyor Bardakoğlu: "Günümüzde tarikatlar ve cemaatler topluma maneviyat ve güzel ahlak vermek yerine Dünya nimetlerinden alabildiğine pay alabilme yarışına girmiş durumda. Bu gün Türkiye'de dini cemaatler ve tarikatlar dünyevi ve seküler oluşumlardır. Herbiri ekonomik sektördür. Boğazlarına kadar dünyevileşme girdabında "Allah" diyerek döne duruyorlar. Dinden kazandıklarını Dünya'ya yatırmaktadırlar. Dini görünen cemaatlerin kolayca siyasi manevralara ve iş birliklerine girmesi adeta kendi borsasını oluşturmasıda dünyevi karakterleri sebebiyledir. Türkiye'de son dönemde yaşananlarda bunu yansıtmıyor mu? Türkiye ve islam ülkeleri hızlı bir şekilde dünyevileşiyor. Dini cemaat ve tarikatlar bu gün itibari ile dünyevi oluşumlarıdır. Din adına topladıkları ile Dünya'ya yatırım yapıyorlar. İslami zihin bu gün Kuran'ın inşaa ettiği süreci tersine döndürdü. Yani akide(inanç) ve ahlak sona, muamelat(uygulamalar) başa alındı. Neden? Çünkü Dünya dinin önüne geçti." (14.01.2015 Hürriyet Gazetesi)
   Tarihte hiçbir gücün önüne geçip durdurmaya gücünün yetmeyecegi bu dünyevi şartlar toplumların kaderlerini belirleyen ekonomik şartlar ve gelişmelerdir. Bu gün islamiyet karşısında bunun adı "Kapitalizm" dir. Bu gücü eline geçiren cemaat, tarikat ve dini siyasallaştırarak iktidar olan çevreler bu zorunlu değişimin farkındalar, ve bundan dolayıda değişimden dünyevileşerek kapitalizmden sonuna kadar faydalanmaktalar. Farkında olmayanlar öteki dünya ile bu dünya arasındaki kadercilik anlayışına teslim olmuş temiz, iyiniyetli dini inanç ve değerlerini hiçbir menfaat beklemeksizin kendi içinde yaşayan, midesi ile beyni arasındaki çelişkiyi bir türlü çözemeyen geniş toplum kesimleridir.
   Avrupa coğrafyasında diğer semavi dinlerin içine girip bunları bitiren dünyevi şartlar(Kapitalizm kurdu) içine girmiş olduğu islam dinini de bizzat yine kendilerini islamın temsilcileriyiz diyerek iktidar olan çevrelerin eli ile yiyip bitiriyor. Sonuçta çözüm yine islamın kendi içinde oluşacaktır. Belki biraz zaman alacak olan bu süreç yeni başlamış bir süreçte değildir. Savaş ya da barış çözüm noktasında önemli olan bu iki seçenekten birini terçih etmektir. İslam adına sıkılan her kurşun, kesilen her baş, dökülen her damla kan bu şekilde devam ederse islamın kapitalizm karşısındaki çöküşünü daha da hızlandıracaktır. Halbuki barış süreci her şekli ile islam toplumunun geleceği açısından çok daha gerçekçi bir çözüm şekli olmalıdır.
Bu haberi paylaş


15 Ağustos 2016 Pazartesi
23 Mayıs 2016 Pazartesi
26 Nisan 2016 Salı
18 Nisan 2016 Pazartesi
17 Mart 2016 Perşembe
09 Mart 2016 Çarşamba
15 Şubat 2016 Pazartesi
09 Şubat 2016 Salı
02 Şubat 2016 Salı
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Güneş Tv Medya
 
 
 
Güneş Tv Yayın Akışı
   
 
Copyright © 2004 - 2018  gunestv.com
Malatya Güneş Medya Grup - Güneş Tv - Gerçek Gazetesi